TATLI EKMEKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TATLI EKMEKLER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 24, 2008

Meyve Şekerlemeli Hafif K/ekmek

Bilmiyorsunuz tabi, fotoğraf makinemi kızım kırdı.

Benim onun fotoğrafını çekerken başvurduğum bir ses efektini yaparken, yani PİSİ PİSİ diyip telefonda konuşmakta olan annesini kendine döndürmeye çalışırken makine birden elinden kaydı minik Nehir'in ve önce yeri, sonra da "tahtalı köy"ü boyladı.

Nehir kendi şuncağızlık boyunun yüksekliğinden düşürmüş olsaydı benim emektarı bir şey olmayacaktı ama onun o anda mutfaktaki yüksek bar taburelerinde oturuyor olması işi bozdu, anası fotoğraf makinesiz kaldı.

Bu kötü durum sayfa ziyaretçilerine de yansıdı tabi :)
Günlerdir hiç ekmek koyamıyorum siteye. Hoş makinem olsa da baya zamandır ağırdan alıyordum, ve bunun nedenlerini bir o post'ta bir bu post'ta anlatıp duruyordum. Bildiginiz gibi nedenlerden biri çalışma hayatına geri dönmüş olmam, ikincisi de çalışma zamanlarından arta kalan zamanlarda ikinci kitabı bitirmeye uğraşıyor olmam. Bu sefer ki kitap direk ekmek makinesi severlerle ilgili değil ama gerçekten birinci kitabımdan da çok severek "dünyaya getirmeye" çalıştığım bir çalışma... Sona doğru yaklaşıyorum (yaklaşıyoruz aslında. Bir de sevgili ortakla) Bu yüzden beni mazur görüp sayfa arşivindeki ekmeklerle idare etmeye çalıştığınız için sizlere çok teşekkür ederim.

Sırada aktarlardan satın alabileceğiniz kuru meyve parçaları ile şenlenen bir ekmek var.

Malzemeler:
1 ¼ kap süt (Oda Sıcaklığında)
1 yumurta (Oda Sıcaklığında)
3 kaşık zeytinyağı (ya da tereyağı )
4 kaşık toz şeker - daha çok tat istiyorsanız miktarı biraz daha artırın derim.
1 kaşık pekmez
3/4 çay kaşığı tuz
3 + ¾ kap un
İki kaşık mısır unu
İki kaşık irmik
2 ½ çay kaşığı instant maya

Makinenin bip sesinden sonra:
4 yemek kaşığı kuru üzüm 4 yemek kaşığı minik doğranmış meyve şekerlemesi
2 tutam anason (tercihe bağlı)

Temel Ekmek ayarında, büyük somun.

Ekmeğinizi deneyip hoş bir resmini çekerseniz, göndermeniz halinde yukarıdaki meyve şekerlemeleri resmi yerinde sizlerden birinin ekmeği yer alabilir, ne de güzel olur :)
Sevgilerimle....
Not: Sevgili Hamire Elif Tanrıverdi'den gelen fotoğrafı yayınlıyorum. Hamire Hanım'a çok teşekkürler. Kocaman bir ekmeğe imza atmış. Tarife yaptığı eklemeler de var hamire Hanım'ın. Bunlar 3 kaşık şeker ve 4 kaşık dövülmüş ceviz. Bu değişiklikler ekmeği kendi ağız tatlarına uydurmak maksatlıymış, ve sonuçtan çok memnun kalmışlar.

Cuma, Mayıs 11, 2007

Tiramisu Ekmeği...

Hazır “pastaban”lar çıktı çıkalı hayatlarımız çok değişti. Gülmeyin, ciddiyim. Aslında gülün gülün, ilk cümlede niyet edilmiş bir abartı var.
Elbette hayatlarımızda çok şey değişmedi.
Ama bir şey var ki özellikle ama özellikle pastaban (bu kelime bana çocukluğumun çizgi film kahramanı Esteban’ı hatırlatıyor- o yüzden de ekstra sevimli geliyor) sayesinde her ev sınırlarına girdi; o da elbette başlıktan tahmin edeceğiniz gibi Tİ RA Mİ Suuuuuuuu….

“Pastaban”lar, bir diğer deyişle hazır pandispanya tabanları “tüketin be kardeşim” toplumuna ne zaman girdi hatırlamıyorum bile… Ancak bir ürünün arkasında yer alan bit kadar bir tarif bir toplumun mutfak kültürüne bu kadar mı nüfuz eder?

Bu satırları okuyan birçoğunuz, “Aaa evet, bir keresinde ben de o karınca duası gibi ama kısa tarifi okuyarak tiramisu yaptım ve de çok takdir aldım,” diyorsunuz, eminim.

Evet tarif kısaydı ve çok kolaydı.
Ancak sıkı durun ben de daha kısası var.. Hem de neredeyse “sıfır emeklisi”…

Şu an burnuma gelen kokular beni bir nevi “lezzet beklentisi delisi”ne çevirmiş durumda. Koşup koşup pişirme işleminin ne zaman biteceğini gösteren ekrana, ve bir de “ay hala çökmedi!” kelimelerini telaffuz etmeme sebep olan makine camına bakıyorum.
Sadece 2,5 bardak unla eşyanın kanuna aykırı bir şekilde bu kadar erken ve bu kadar çok kabaran bir ekmek tecrübelerime dayanarak söylüyorum çoktaaaaaan çökmüş olmalıydı.

Ama durun bi bakayım,
Baktım
7 dakika kalmış ve ekmeğim hala “ayyuk”ta..
Uzun zamandır bir ekmek için bu kadar heyecanlanmamıştım.

Bir an evvel pişse de tadını da test etsem, ve sayaç sayesinde şu an sayfamda gezdiklerini gördüğüm ekmekçi dostlara bir hafta sonu tarifi olarak bir tiramisu ekmeği hediye etsem…

BU bir tatlı ekmek…
İçinde tiramisuda da olan nescafe, krem peynir ve bir de bonus “ çikolatalı drajeler” var…

Pişti- soğudu-kesildi-yenildi; çook beğenildi:
Yumuşacık, sünger gibi, oldukça ilginç bir ekmek bu. Arada ağzınıza gelen kahve taneleri ise mest edici.

Malzemeler:
2 kaşık krem peynir (4 de kaldırır gibi)
3/4 kap neskafe (sıcak olmasın)
2 + ½ yemek kaşığı şeker
Yarım çay kaşığı tuz
2+1/2 kap un
2 çay kaşığı instant maya

Bip sesinden sonra:
1/3 kap çikolata kaplı kahve drajeleri
Not: “Çok Şeker” adlı şeker butiklerinden içinde kahve tanecikleri olan çikolata drajelerinden aldım bir miktar. Bu drajeler çok lezizdi. Pişirmeden bir tane, bir tane daha derken baktım oranı baya azaltmışım. Daha başka renkli drajeler de kattım ekmeğe. Eğer bu tür şekerciler yoksa civarınızda, marketlerden Milka gibi markaların drajelerini edinebilirsiniz.
Temel ekmek ayarı, küçük somun.

--
Mutlaka pişirin, ailecek afiyetle yiyin.
Sevgiler.

Pazartesi, Nisan 30, 2007

Polonya'dan Bir Paskalya Ekmeği: Babka

Bir Babka pişirdiğinizde mutfağınız doğu Avrupalı kadınların mutfakları paskalya sabahları nasıl kokuyorsa işte öyle kokar… Doğu Avrupa dedik ama aslında daha çok Polonya’ya ait bir paskalya ekmeğidir Babka ve tüm paskalya ekmekleri gibi ekmekten çok kektir bir anlamda.

“Paskalya” Hristiyan alemine has bir özel gün olduğundan Babka da Hristiyan alemine has bir kek-ekmek olarak gözükür şüphesiz.
Ancak bu tatlı ekmek “tatlı dili” ile mi bilinmez başka başka inançların insanlarının mutfaklarına da kabul ettirmeyi başarmıştır kendini.

Kakaolusu, tarçınlısı, kurutulmuş meyvelisi derken – derken karşınıza çıkabilecek her halinde bir dilimle kalamayacağınız, elinizi tabağa ikinci bir dilim için daha mutlaka atacağınız bu tatlı ekmek Musevilerin gözdesidir bir de.

Ancak burada bir not düşmek gerekiyor, Babka’yı gözde hamur işleri listesine dahil eden Museviler yine aynı coğrafyanın, Doğu Avrupa’nın topraklarına ya ataları ya da kendileri kök salmış insanlardır. Ataları Polonya’lı olan ama artık kendileri dünyanın dört bir köşesine (daha çok Yeni Dünya’ya) dağılmış olan Museviler, kendileri ile birlikte mutfak kültürlerini de taşımışlar yanlarında şüphesiz…
İşte bu yüzden Babka her iki dine de mal olmuş ancak dil-din-ırk farkı gözetmeksizin tadan herkese kendini sevdirip “mmmmmmmm- lezizzzz” dedirtmiş bir ekmektir.

Normalde kek dedik mi kabartıcı olarak aklımıza maya değil kabartma tozu gelir. Bana sorarsanız Babka’nın bildiğimiz tüm kekleri “geride bırakıp öne geçmesinin” en önemli nedenlerinden biri maya ve kabarması için ona tanınan uzun zamandır.
--
Biraz arandım, klasik bir babka hamurunun
% 37 si tereyağ
%37 si süt
% 20 si yumurta sarısı
% 15’i kuru üzüm
% 15 i şeker
% 5’i maya
% 3 ü portakal kabuğu rendesi
Ve % 2 si de tuz

olmalıymış

gibi tuhaf bir veri ile karşılaştım .

Rakamları 100’e tamamlayamadım ama belki bir anlayan çıkar…

Daha ele gelir onlarca tarif arasından kendimce bir babka ürettim. "Kendimce"liğinde birden çok tarif arasından bir nevi potpuri yapmışlığımın, ve bir nevi tereyağı çoru olan babka’da tereyağını neredeyse tamamen bertaraf edip yerine elma haşlaması koymuşluğumun payı var.

Sonuç olarak “sana artık bir pastane açalım!” teklifi ile karşılaştığımı belirtmeden geçemeyeceğim.

Aynı teklifi almak isteyenlere tarifi anlatmaya başlayayım…

Hamur malzemesi ve yapımı:

(hepsi oda sıcaklığında olmak üzere)
1/2 kap süt
1/3 kap su
2 yumurta
1/2 kap elma haşlaması (önceden birkaç elmayı rendeleyip bir- iki kaşık suda 10 dakka kadar haşlayın-soğutun)
1/2 kap şeker
Yarım çay kaşığı tuz
4 kap un
2,5 çay kaşığı instant maya

Malzemeleri un ve maya en üstte oalcak şekilde makinenize koyup, hamur programını çalıştırın. 1,5 saat sonra hamurunuzu kubbe olmuş bir şekilde kabarmış bulacaksınız. Tahmin ediyorum ki bu şekilde pişirip yemek için içinizde direnmesi güç bir istek doğacak. Ama kendinizi tutun. İşlemlerin gerisi size daha muhteşem bir sonuç getirecek.

-
1-Hamuru makineden çıkarıp un serpilmiş bankoda, gerektikce biraz daha un alarak güzel bir hamur topu oluşturun.

2-Bu hamuru silindirik hale getirin.

3-Önce 4’e, sonra her bir bezeyi ikiye bölün

4-Bu bezeleri teker teker açıp aşağıda malzemelerini göreceğiniz ve önceden hazırlamış olduğunuz kakaolu içten sürün (kenarlardan bir-iki santim bırakarak sürün).

5-Kakao sürülmüş bezeleri rulo yapın.

6-Rulonun kenarlarını kıvırıp bir küçük top haline getirin.
İçi kakaolu soslu 8 adet topunuz oldu.

7-Yine aşağıda oranlarını bulacağınız tarçınlı-şekerli – portakal rendeli karışıma toplarınızı bulayın.

8-Bu topları yağlı kağıt serdiğiniz bir diktörtgen ekmek kalıbında yan yana ve üst üste olmak üzere dizin.

9-Babkanızı bir kenara alıp en az 2 saat kabarmasına izin verin.

10-160 derecede önceden ısıtılmış fırına Babkayı vermeden önce üzerine yumurta sarısı sürün.

(Babkayı fırının alt raflarına koymanızı ve gözünüzün üzerinde olmasını tavsiye ederim.)

İçi
1/4 kap kakao1/2 kap şeker
1 kaşık tereyağı (kolestrol probleminiz varsa burada da elma haşlaması kullanın)3 – 4 kaşık elma sosu
1/3 kap ceviz

Topların çevresine
3/4 kap şeker
1 yemek kaşığı tarçın
1 portakalın kabuğu (ince rendelenmiş)









Çarşamba, Nisan 25, 2007

Tuz yok- Şeker yok- Yağ yok...

Geçen hafta Anlat Anne’de yazdığım bir yazıda hayatı içinde altın tanecikleri yüzen bir nehire benzetmiştim. 5 duyu kevgilerimizle başına çömelip özenle “define avına” soyunduğumuz bir nehir.

Madem bu nehirin başına bir kez oturuyoruz (en azından bu isim ve bu bedenle) olabildiğince çok değer toplamak şart oldu…….diyip her şeye saldıranlar bilir, bir de bakmışsınız ki en çok açlığını çektiğiniz şey olan zaman, en çok kıtlığını çektiğiniz şeye dönüşmektedir.

Çünkü evrenin bile deliler gibi her şeye atılıp, her şeyi aynı anda yapmaya çalışan bir şaşkına sunacak kadar bol vakti yoktur- her şey yarım kalır.

Yine de şu anda, en azından bir şeyi tamamlamak üzereyim…. Hem de çok istediğim bir şeyi. Mutluluktan çok uyuşukluk hissetmekteyim ve – çelişkili olacak ama - dinginlikten çok karmaşa…

Tamamlanamamışın heyecanını bir başka yeni başlangıçla bastırmaya çalıştığım günler yaşıyorum kısaca…

Pek bir karışık oldu.
Şimdilik ser verip sır vermemek kararım adına.

Fakat en azından geri döndüm ilk göz ağrım sayfama
(şiirsel oldu biraz)



Yukarıdaki yazı karmaşık, ama tarif son derece sade, müjde….

İhtiyaç listesi ise şöyle:
Diet kola
Un
Maya

Sonuç: tatlımsı, ve hafif renkli bir güzel ekmek.


Malzemeler

¾ kap diyet kola (soğuk olmasın)
1+1/2 kap un
3/4 çay kaşığı instant maya


Sırasıyla makine teknesine koyun.
Temel ekmek ayarı, küçük somun.


Not: Mayayı biraz daha arttırayım dememenizi tavsiye ederim. Gazozlu kekler gibi kabarmaya meğilli bu ekmek 1,5 kap gibi son derece az un oranına rağmen erkenden ve inanılmazca çok kabarıyor... Biliyorsunuz ki erkenden kabarmak pek de hayra alamet değildir.

Ekmek maceralarımdan bilirim ki vakitsiz kabaran vakitsiz çöker.

Not 2: Elbette ki makinenizi 3 saat boyunca bu kadar küçük bir ekmek için çalıştırmak istemeyebilirsiniz. Malzemeleri rahatlıkla 2 katına çıkarıp bu değişik ekmeği deneyebilirsiniz.

NOt 3: tuzsuz, şekersiz, yağsız bir ekmek olması nedeniyle zaman zaman benden şeker ve tansiyon hastaları tanıdıkları için tarif isteyen ekmek severlere tavsiye ederim.

Salı, Ekim 31, 2006

Cadılar Bayramı Ekmeği

Mevsimidir, Pazardan bal kabağı aldım. Toprak karmış, toprakla kavrulmuş koca elleriyle yeşil kısmı çokça olan bal kabaklarını önerse de bana temiz yüzlü emektar, ben “ Yok!” dedim, bana yumuşak halde lazım, sen turuncularından ver!”

Bizler, yaprakların döküldüğü mevsimde sofralara son nokta olarak konmasına alışığız bal kabağının. Severiz onu şekerin, şerbetin içinde yüzdürmeyi ve üzerini cevizlerle süslemeyi.
En basit tatlılardan biri de olsa, yaparken dikkat ister balkabağı. Öyle çok pişirmemek, dağıtmamak gerekir. Tabaklara biçimi bozulmadan yerleşip şöyle bir mağrur bakış atmak ister çevreye bu hoş nimet.

Pişiren bilir, kesilmiş balkabağının yeşil diplisini öneren satıcı gerçekten de sattığı kişinin iyiliğini istemektedir. Yok değilse kabaklar zaten satılıp gidecektir, iyisi kötüsü olmaz, elde kalanı hiç olmaz.

Ama ben gerçekten yumuşağına ihtiyaç duyuyordum. Çok değil yarım kap kadar balkabağı püresi lazımdı bana… Yeşili de turuncusu da er geç yumuşayıp bebe maması kıvamına gelecek olsa da ben turuncuyu istedim.. Rengini sevdim. Renginde neşe gördüm.

2-3 balkabağı parçasının bana yeteceğini biliyordum esasen. Ama balkabağının fazlasından zarar gelmez. Hatta yarar gelir… Gerçek bir A vitamini deposudur bu güzel nimet..100 gramında 6400 İÜ kadar A vitamini barındırır. Ayrıca potasyum, kalsiyum fosfor gibi değerli mineralleri de içerir. Çok yüksek miktarlarda olmasa da 4 çeşit B vitamini ve C vitamini de bu turuncu paketin içinde bulunan sürprizlerdendir… Nerede bir turuncu meyve ya da sebze görseniz kendinize doğanın bu renkle size bir şeyler anlatmaya çalıştığını hatırlatın. Tüm turuncular betakaroten deposudur, iyidir, sağlıklıdır, ayrıca da lezizdir…

İşte bu düşüncelerle dolu olarak mutfağa geçip elimdeki yarım kiloluk paketten sadece 2-3 parça balkabağı kullanmak olmazdı, olmadı da zaten…

Geleneksel damak tadımıza hitaben önce enfes bir kabak tatlısı pişirdim… (31 Ekim her ne kadar bizden öte, bizden batı ülkelerde "Cadılar Bayramı" olarak bilinse de, ve bu bayramın sembolü bal kabağı olsa da ben ekmeğimi Türkleştşrmeden duramazdım ! ) Sonra aralarından ihtiyacım olduğu kadarını ayırıp ezip yarım kap balkabağı püresi elde ettim. Tabiî ki şekerliydiler, o yüzden ben de ekmek tekneme her zamankinden az şeker koydum: yalnızca 2 tatlı kaşığı (Genellikle 2 yemek kaşığı kadar koyarım)

En iyisi malzemeleri listeli olarak vermek:

Malzemeler

Yarım kap ezilmiş kabak tatlısı
Yarım kap yoğurt
2 kaşık zeytinyağı
1/3 kap su
4 tatlı kaşığı süt tozu
2 tatlı kaşığı şeker
1 çay kaşığı tuz
4 tatlı kaşığı irmik
Yarım çay kaşığı tarçın
3 kap un
(ayrıca karıştırma esnasında ihtiyaç görülürse, hamuru cıvık değil de kıvamlı bir top haline dönüştürmek adına 1,5 yemek kaşığı kadar kepekli un)
2 çay kaşığı aktif kuru maya

Arzuya göre bip sesinden sonra 1/3 kap kadar kuru üzüm konulabilir
Makinenizi temel ekmek ayarında 1,5 lb (1 somun ) büyüklüğünde programlayın. Posted by Picasa

Cuma, Ekim 06, 2006

Buğdaysız bir hayat!!!

İlkokul 5, ya da ortaokul birinci sınıftaydım. Bir hikâye yazdım. İlk okurlarım annem ile babamdı…

Yüzünde hoşnut ve gurur dolu bir ifade ile yazdıklarımı okuyan babam, “Aferin!” dedi. “Çok güzel olmuş…” Bir de ömür boyu ihtiyaç duydukça sırtımı dayayabileceğim bir “manevi” yastık cümlesi daha çıktı ağzından : “Kalemin kuvvetli!”

Psikologların, psikiyatrların “kendini gerçekleştiren kehanet” dedikleri tanımlama o noktada devreye girdi. Hep yazmak istedim. Yazdıkça mutlu oldum. Kendimi yazarken hep daha mutlu buldum. O günü ve çok sevilen bir babanın ağzından çıkan 2 kelimeciği sanırım sonradan serpilip büyüyecek uzun ömürlü olduğunu umduğum bir çiçeğin tohumları saydım… O tohumlara iyi baktım… Ama doğru ama yanlış, babamın sözlerini ciddiye aldım.

O günün dakikaları içinde içimde kendini gösteren başka tohumlar daha varmış meğer sonradan fark ettim.

Anıların minik süs eşyaları, çiziktirilmiş kâğıt parçaları, konser biletleri formunda tıkıştırıldığı eski kolilere el attık bir Pazar eşimle. Maksat vazgeçilmeye müsait anı kalıntılarını atarak 2 koliyi bire indirmek. Onlarca detay arasından elime 25 yıl evvel yazdığım hikâyenin hafif sararmış kâğıtları geçti…
“Bak!” dedim eşime. “Bu hikâyeyi ben yazdım! Tahmin et bakalım konusu ne?”

10 yaşlarında bir çocuğun gri düşünce büklümlerinden, nam-ı diğer beyninden dökülen konu buğdaylar hakkında… Hasat edilmeyi bekleyen, sonlarının ne olacağına dair fikirsiz, rüzgardan sanılsa da korkudan tir tir titreyen buğdaylar hakkında…

Elimdeki küçük kağıt tomarının en son sayfasının en son cümlelerinde ekmekle karşılaşıyorum. Tarladan sofraya uzun ve korku dolu aşamalarla dolu bir yolculuktan sonra buğdaylar bize göre mutlu sona kavuşmuşlar, ekmek olmuşlar… Daha iyisi can sağlığı….

“Ne tuhaf!” diyorum. “Yazmak ve buğdaylar ve ekmekler hakkında yazmak üstelik!”

Her ne kadar zaman zaman yazısız çizisiz işlere girip çıksam da sanırım o gün bugündür buğdaysız bir hayat düşünmemişim, düşünememişim.

Az gitmişim uz gitmişim, sonunda kendimi buğday menşeili, ekmek kokulu bir internet sayfasını hazırlarken, insanlara “bakın işte bu ekmek şöyle güzel, böyle güzel, şöyle yapılır, böyle yapılmaz” derken bulmuşum.

Buğdaysız bir hayat düşünememe konusunda sanırım yalnız değilim… Yediğimiz içtiğimiz birçok gıda ürününün içinde buğdaydan elde edilme ürünler bulunmakta…
İşte bu yüzden Çölyak denen bir rahatsızlıktan muzdarip insanlar için sadece beslenmek bile bir sorun.

Bu rahatsızlıktan uzun uzun bahsetmeyeceğim. Kısaca buğdayın içinde bulunan gluten denen protein grubuna karşı bir alerji olduğunu söyleyeyim. Bu konu ile ilgili bir yazı için buraya tıklamakta fayda var…

Ben glutenin ne işe yaradığını açıklayayım size:
Gluteni oluşturan 2 alt protein bulunmakta: glutenin ve gliadin. Grubun en önemli görevi ise fermantasyon esnasında mayanın ürettiği karbondioksidi tutmak (hapsetmek) ve hamura elastikiyet ve esneklik vermek. Kısaca hamurun kabarmasında başrol oyuncusu olarak kabul ettiğimiz mayanın sağ kolu diyebiliriz gluten için.

Hal böyle olunca ekmek sayfamdaki en havalı, en kabarık ekmeklerin birer gluten bombası olduğunu tahmin etmek pek zor olmayacak.

Gluten benim sevdiğim ve bizim ülkemizde neden başka ülkelerdeki gibi bağımsız bir şekilde satılmıyor diye uğruna dert yandığım bir protein grubu türü...

Hatta takip edenler bilir, irmik glutenden yana zengin diye arada kimi tariflerimde 1 kaşık da irmik kullanırım.

Ancak geçen gün gelen bir rica maili gluten ile aramı bozdu.
Eşi’ne gluten duyarlılığı / alerjisi teşhisi konulan bir bayan benden glutensiz bir tarif istemiş.
Ona derhal cevap yazdım, “Siz merak etmeyin. Çölyak rahatsızlığına sahip kişiler için çok tarif önerisi gördüm, sizin için bir ekmek çıkaracağım!” diyen.

Sonra bir baktım ki, benim göz ucuyla gördüğüm tüm o tarifler glutensiz un için verilmiş tariflermiş. Bizde öyle harcı alem, ekonomik fiyat bir glutensiz un bulmak zor. Marketlerin un reyonlarında belki gözünüze çarpmıştır, normal una nazaran 5-10 kat (yalan olmasın) daha pahallılar. Bu durumda benden tarif isteyen bayana bir iki gün içinde sayfamda böyle bir ekmek tarifi vereceğim sözü vermem nedeniyle alelacele bir tarif uydurmak zorunda kaldığımı itiraf ediyorum.

Ortaya çıkan sonuç tat olarak esasen çok hoş… Ağızda kum kum dağılan hoş bir mısır ekmeği sanki bu yaptığım. Ancak sofralık ekmek olduğu söylenemez. Şeker azaltılırsa yemek yanına daha iyi gidebileceğini düşünüyorum.
Şekeri azaltmakta hiçbir sakınca yok zira hamur işlerinde mayayı besleyerek kabarmaya yardımcı olan şekere bu ekmekten zaten kapasite ötesi bir kabarma beklemediğimiz için sırtımızı dayamıyoruz.

Hemen tarife geçelim: (buradaki fincan ölçüsü bildiğiniz Türk kahvesi fincan ölçüsüdür)

Makinede yapım için sırayla malzemeleri koyun:

Bir k. fincanından biraz fazla süt
1 yumurta
2 kaşık şeker
2 kaşık zeytinyağı
3 fincan mısır unu
1 fincan prinç unu
Yarım fincan mısır nişastası
1 çay kaşığı instant maya

Temel ekmek ayarında. Ancak hacimce küçük bir ekmek olduğu için sürenin bitmesini tam beklemedim. Ekmeğin piştiğini kokusundan ve renginden anlayacaksınız. Uzun süre tutarsanız kabuk yanık gibi olabilir.

Ama eğer elde yapacaksanız bu ekmeği, şeker ve yumurtayı iyice çırpıp ardından ekleyin diğer malzemeleri..
Kaşık ile iyice karıştırıp kabarması için bir süre bekletin. Ardından fırına verin.


Not: Lütfen Çölyak hastalığı / gluten alerjisi için tarifleriniz varsa bildirin.
Posted by Picasa

Çarşamba, Eylül 13, 2006

Fındıklı Ekmek /"Finduk Zamanı Projesi" için tekrar yayın

Fındık aslında es geçtiğim bir tohum...

Bunun nedeni fındık ile antep fıstığının “çikolata giyinmiş” hallerini kıyaslamam olsa gerek. Belki de bu yüzden geçen gün aktarda "ekmeğe ne koysam iyi gider?", diye sorduğumda verilen cevabın sanki dünyanın en bilinen şeyiymiş de ben bilmiyormuşum ayıplaması tonunda "Fındıııııık" olması ilginç geldi bana tabii.

Çok değil yarım kap gelecek kadar fındığı naylon torbada kalın dipli bir kavanoz yardımı ile kırdım (ya da siz marketlerden kırılmış fındık satın alabilirsiniz) ve o akşam gelen misafirimin lafı ile özetleyeyim "Sen bunu misafirine ekmek diye değil kek diye çıkar" kıvamında bir ekmek yaptım...Benden ince bir itiraz yükseldi tabii:

"Sadece 2 kaşık şekerle mi? (ve de yağsız-yumurtasız)"

Belki de işte bu özelliklerinden dolayı denenmeye değer bir ekmek fındıklı ekmek.

Hatta öyleki, raflar arasından antep fıstığını es geçip yeniden 250 gram fındık tarttırdım bir kaç gün sonra. Daha fazlasını almanızı size de tavsiye etmiyorum. Ekmeğiniz için gereken miktarı kullandıktan sonra kalan fındıkları afiyetle yiyorsunuz da ondan.

Ekmeğim yağsız olabilir ama fındıktan kızartmalık yağ çıkarılır biliyorsunuz.

Hemen malzemelere geçelim.

3-1/2 kap un
1-1/8 kap süt
3 kaşık Elma haşlaması
3 kaşık Süt Tozu
2 kaşık Şeker
1-1/2 çay kaşığı tuz
1-1/2 çay kaşığı tarçın
2-1/2 çay kaşığı instant maya
1/2 kap kırık fındık (ekmek makinesinde yapıyorsanız bip sesinden sonra ekleyin)
Normal ekmek ayarında, 2 somun (lb) büyüklüğünde, medium kabuk renginde...

Afiyet olsun


Her hakkı bloglararası fındık projesine aittir. Bu yazımla ilgili hiçbir maddi talebim olmayacaktır. Posted by Picasa

Pazartesi, Eylül 04, 2006

Mısır Unlu Köy Ekmekçikleri

Dün Yeni Kıta’dan bir mail aldım, bugün ile ilgili ekmek planlarım değişti.

Bu giriş biraz Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” adlı romanının başlangıcını hatırlatsa da benim ki o kadar köklü bir değişim değil tabi ki (“Birgün bir kitap okudum, hayatım değişti,” idi Pamuk’un başlangıç cümlesi, hatırlarsınız).

Ben altı üstü “yeşil mercimekli ekmek” yapacaktım, ama yerine ikinci adımın adaşı Özlem’in önerdiği tarifsiz güzel minik mısır ekmeklerimiz oldu.

Tarif Marilyn M. Moore'un THE WOODEN SPOON BREAD BOOK kitabından. Ancak orijinal tarif ile 24 küçük ekmekçik elde ediyorsunuz. Ben Özlem’in önerdiği usülde ve yarı yarıya malzeme ile ortaya 11 (nedense 12 değil) küçük ekmek çıkardım.

Hemen tarife geçiyorum. Ancak tarifte geçen evaporated süt kısmı sizi korkutmasın, aşağıda açıklaması var.


Bir kapta aşağıdaki malzemeleri karıştırın.
Ardından 3-5 dakika kadar ılımasını bekleyin

1/2 kap mısır unu
2 yemek kaşığı şeker
2,5 yemek kaşığı tereyağı
1 tatlı kaşığı tuz
1/2 kap kaynar su


Karışım ılıdığında aşağıdaki malzemeleri de ekleyin..

1 tatlı kaşığı instant maya
2 yemek kaşığı su
1/2 kap evaporated milk
2,5 kap un

Yoğurun, bir kenara alıp 1 saat kadar kabarmasını bekleyin. Ardından hamurunuzu önce ikiye ayırın, sonra böldüğünüz her parçayı 6’ya bölüp yağlanmış küçük kek kaplarına paylaştırın. Tekrar bu şekilde 1 saat kadar kabarmasını bekleyin. 200c'de 15-20 dakika pişirin.




Evaporated süt konusunda bir parantez açmak istiyorum. Bir miktar suyu alınmış süt diye tanımlanabilecek bu malzeme daha önce Bath ekmeği pişirmeye niyetlendiğimde karşıma dikilmişti. Dikilmek diyorum çünkü bu ürün ülkemizde yok. Ancak biraz araştırınca bu tür sütün ikamesinin formülünü bulmuştum siber alemde:

1/3 kap evaporated süt için 1/3 kaptan biraz az su üzerine 6 kaşık süt tozu koyun iyice çalkalayın….

Bu ekmekçikler için yarım kap kadar evaporated süt gerektiği için ben bu kez yarım kaptan biraz az su üzerine 8 kaşık kadar süt tozu koydum.

Süt tozu bir besin bombası biliyorsunuz. Ancak neyseki yağı alınmış sütten üretiliyor yoksa 8 kaşık süt tozu koyarken elim titrerdi.

Tarifi öneren sevgili Özlem ise evinde süt tozu olmayanların mutlu olacağı bir alternatif geliştirmiş.
Sütü kaynat, soğut….

Hangi yolu tercih edersiniz bilmiyorum ama bu tarifi bir kere de Özlem’in yaptığı gibi denemek istiyorum ben. Arada tat farkı var mı görmem lazım. Çünkü benim ki bu kadar az şekerle nasıl bu kadar şekerli oldu anlamam lazım. Bana sorarsanız bunda süt tozunun payı var...

Eğer siz elinizi çabuk tutar her iki şekilde de denerseniz yorumlarınızı beklerim.


ORIJINAL TARIF Malzemeler
Büyük bir kapta:
1 kap mısır unu
1/3 kap şeker
1/3 kap tereyağı
2 tatlı kaşığı tuz
1 bardak kaynar su

Yukarıdaki malzemeleri karıştırın, şeker ve tereyağını eritin. Daha sonra karışımın ılıması için bir süre bekleyin

Bu sırada başka bir kapta:
1/4 kap ılık su ile
1 yemek kaşığı aktif kuru mayayı karıştırın
Mayanın kabarmasını bekleyin.
Kabardığında daha önce ılıtmış olduğunuz mısır unlu karışıma ekleyin.

Ardından üzerine
1 kap “evaporated milk” (açıklaması yukarıda)
2 kap beyaz un ekleyin
Yumuşak bir hamur elde etmek için iyice karıştırın.
2 veya 3 kap un ekleyin.
Hamuru yoğurun. Yağlı bir kapta hamur kabarana kadar (1 - 1,5 saat) bekletin. Hamuru önce 2 parçaya ve bu parçaları da 12 ekmekçik olacak sekilde önceden yağlanmış muffin kaplarına yerleştirin. Muffin kaplarındaki ekmekcikleri de kabarana kadar (45-60 dakika) bekletin.
200C'de 15-20 dakika pisirin. Posted by Picasa

Çarşamba, Ağustos 09, 2006

Ricottalı Ekmek ....

Sonunda yaptım. Artık sayfama ricottalı, ya da lorlu ekmek tarifi koymak için her şeye sahibim: Tecrübe ve çektiğimiz fotoğraflar.

Ancak işin tecrübe kısmı biraz karışık. Sizlere vereceğim tarifin en önemli maddesi olan ricotta’yı çok önce, ekmeği ise dün yaptım…

Önce derken, yılın en sevdiğim aylarından birisi olan Ekim’den bahsediyorum. O gün bugündür niyetim bu güzel ve saf peyniri ekmeklerimin içine sokmak.

Ancak fotoğrafın kenarındaki tarihe bakıyorum da zahmetsiz gibi görünse de yine de benden ek mesai istemiş olan ricottayı 29 Ekim’de, yani resmi tatilde yapmışım.
Bu demektir ki eşim evde ve her an tuhaf bir yaramazlıkla iki ayağımı bir pabuca sokacak bir bebeğe karşı en azından 2. kişi elleri temiz bir şekilde hazır beklemekte…

Bir daha hiç göze alamamışım ricotta yapmayı. Bunun iş üzerine iş çıkarmaktan veya Nehir’in yaramazlıklarına karşı daha hazırlıklı olmayı istemekten öte bir nedeni var. İlk cümlede açık ettiğim gibi bir çeşit lor (ama tatlı lor) olarak tanımlayabileceğim bu peyniri nasıl olsa satın alıp da ekmeğime dahil edebilirim diye düşünmüştüm hep..

Sonra bir gün bir lor aldım, dolaba koydum. Niyetim bir iki gün içinde ekmeğe dönüştürmekti onu. Zamanı geldi, loruma döndüm, zehir gibi olmuş bir şey ile karşılaştım. Bir başka kültür şoku daha.

İzmir’de lor dediğimiz şey en az üç beş gün boyunca, kahvaltı sofralarına gelip giden ama güzelliğinden pek bir şey kaybetmeyen bir peynirdir.
Burada ise lor dendi mi “ekşimik”den bahsediyorlarmış meğer. Ve bu ekşimik denen lorumsu şey bir günde bozulurmuş… Bozulan sadece lor olmadı, ricottalı peynirle ilgili hayallerim de bozuldu, suya düşüt tabi o günden sonra.

Anlatmayan derdine derman bulamazmış. Bir arkadaşımın beni yönlendirdiği çok ciddi görünüşlü bir bakkal amca “tuzlayacaksın bu loru, dondurucuya mondurucuya da atmayacaksın, havası kaçar,” diyerek verdi lorunu bana. İşte “tatlı lor,” dedim, ekşimik mekşimik değil bu. Tam da Arman Hoca’nın istediği gibi.

Yazısını okuyun derim ama ben size özetlersem eğer: tatlı lor bulamama sıkıntısını kendi ricottasını kendisi imal etme fırsatına dönüştürmüş Arman hoca. Ben de bu “fırsattan” ders alanlardanım…

Gelelim Ekmeğimin malzemelerine:

1/3 kap süt
1 kap ricotta peyniri (kısaca tuzsuz lor)
2 kaşık sıvıyağ (ya da tereyağı)
1 yumurta
2 1/2 kaşık şeker
1 çay kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı mahlep (yumurta kokusuna karşı- isterseniz koymayın)
2 1/4 kap un
1 1/2 çay kaşığı aktif kuru maya (veya biraz daha fazla instant maya)


Netice…
Tabiî ki 2 kap unla ekmek öyle arşa değmez. Kabaracağı kadar kabarır. Fakat ister ricotta deyin ister tatlı lor, her ne ise o, bir ekmeğe bu kadar mı yakışır!!!

Ancak bir tek uyarım olacak, lordan dolayı mı bilmem, kabuk çok kararıyor. Siz benim gibi medium kabuk ayarında değil de light – hafif renk ayarında pişirin ekmeğinizi. Ve beni hatırlayarak dilimleri paylaşın tabiki…


Not: Bu tarifi “endişeli peri” için yazdım. Bir de hayatıma ricotta’yı sokan sn. Arman Kırım için… Posted by Picasa

Salı, Temmuz 04, 2006

Şeker gibi mısır ekmeği (kete gibi ince ancak)

Neredeyse yolun yarısını devirdikten sonra taşındığımız bu memlekete tanımlamalar uydura uydura bir hal oldum…

Sadece bir yerlerin etekleri saymak anlamında 3 tanımlaması var bence bu şehrin:

1-Balkanların etekleri
“Balkanlardan gelen soğuk ve yağışlı hava” nın en çabuk etkilediği yer olduğunu sandığım için.

2-İstanbul’un etekleri (İzmir’de otururken İstanbul’a gitmek 1 gün harcamak demek iken şimdi 1 saatte bu yedi tepeli şehre vasıl olabildiğim ve E5’in bir ucu İstanbul, bir ucu İzmit olduğu için.

3-Karadeniz’in etekleri
Her yer Trabzon Vakf-ı Kebir ekmeği ile, semt pazarları da renkli gözlü sevimli Karadenizlilerle dolup taştığı ve çoğunluk Karadeniz yemeklerine gidecek nebatat ile illaki kendi el yapımları mısır unu sattıkları için….

İşte bu sonuncu madde beni çok oyalıyor…Ara ara yöre halkının “ of of, harika bir yemek çıkar,” diyerek övdüğü ve malzemesini sattığı nimetlerle yemek yapıyorum, damak tadı denen şey çocukluktan gelen bir birikim olduğu için midir nedir, bir tuhaf oluyorum.. Sayfamda yayınlarım umuduyla yaptığım birkaç yemek var ki ne haberiniz oldu, ne de tencere dibini gördük (yazık oldu yani)…

Ancak bu halkın mısır ununa düşkünlüğüne tam destek veriyorum. Ve zaman zaman fabrika çıkışlı değil, köylü elinden çıkma, has be has mısır unları ile ekmek yapmayı çokseviyorum.

Bugün yine o günlerden biriydi. Evimizden (bugün) mısır ekmeği kokusu yayılmasından biraz da Murat Belge sorumludur.

Çünkü biraz gecikmeli olarak okumaya kaldığım yerden devam ettiğim Tarih Boyunca Yemek Kültürü kitabında (dün denk geldiğim bir sayfasında) diyordu ki

“Yakın zamana kadar Anadolu’da mısır en çok Karadeniz Bölgesinde ekilmiştir- yağışı çok, buğday ekecek toprağı ise az olduğu için.”

Hah bin yaşa emi Murat Belge. Sonunda Karadenizliler ve mısır bağlantısının nedenini öğrendim..


1 yumurtayı 2 kaşık şekerle iyice çırpın, tekneye koyun
1 kap süt
4 kaşık zeytinyağı
1/3 kap rendelenmiş kaşar peyniri
1 küçük haşlanmış ve rendelenmiş patates
Yarım çay kaşığı tuz
1 kap un
1 kap mısır unu
Ve 1 çay kaşığı instant maya veya kabartma tozu ekleyin.

Ben hamuru makinede karıştırdım, hamur dediğime bakmayın kek hamuru gibi akıcı bir sonuç elde ediyorsunuz. İyice yağladığım cam tepsiye kaşık ile yaydığım hamuru fırına verip üzerinin kızarmasını bekledim. Isı ve süre size kalmış.

Ancak mısır ekmeğinin neredeyse hiç kabarmayan bir ekmek olduğunu unutmayın. Sonuç olarak kete gibi ince dilimler elde edeceksiniz. Fakat tadı şeker gibiydi şeker.
Özellikle bu yüzden tavsiye ediyorum.

Not:
Fotoğraftaki patchwork tablom hakkında konuşmadan olmaz. Temadan da anlayacağınız üzere kızıma hamileyken diktiğim bir tablo bu. Tam bir ayımı aldı…
En kolay kısmı evler, en zor kısmı leyleğin ince köşeleriydi. Amerikalıların kağıt delme diye bir tekniği var, bizim patchworkçülerde hiç görmediğim. İşte bu bebek taşıyan leylek de bu teknikle yapıldı.

Özetle şöyle. Bu gördüğünüz leyleğin bir patronu var o patron gördüğünüz resmin altında yatıyor (du) tüm dikiş işlemlerimi kağıt üzerinden yaptım. Ardından kağıtları parçaladım. Ama siz yine de anlatıma aldanmayın derim.

Nasıl yapıldığını öğrenmek isteyenler quilting, paper piercing gibi anahtar kelimelerden faydalanabilir. BU arada bu patronu da paperpanache’den indirdim.
Posted by Picasa

Cumartesi, Haziran 03, 2006

Anadama Ekmeği

Hikayesi olan ekmekler neden daha bir leziz olur acaba?

Uzun zamandır pek sesim çıkmıyor, ama bu ekmek yapmadığım anlamına gelmez tahmin edersiniz ki… Son zamanlarda yapıp tadını beğenmediğim o yüzden de sayfaya koymadığım 3 ekmeğim oldu…. Ekmek tarifleri konusunda gerek kitaplar, gerekse internet leb-i derya.

Diyordum ki kendime, nasıl olur da 3 seferdir en beğenmeyeceğin tarifleri bulursun…Artık ekmekler konusunda şansımın döndüğünü düşünürken tam, tuhaf isimli bir tarifle karşılaştım: ANADAMA EKMEĞİ…

Yine yeni dünyadan bir tarif… “Hiç de İngiliz diline has bir isim değil ilginç, biraz daha okuyayım neymiş,” derken mutfak tembeli eşine küfreden bir adam çıktı altından tarifin. Anlamadınız değil mi?

Hikaye o ki, Anna mutfak konusunda pek tembel bir kadınmış. Bir akşam yorgun argın eve gelen balıkçı kocası bakmış ki evde ekmek yok ( o zamanlarda kadınların hazır etmesi gereken) mutfağa girip kolları sıvamış ..
Adamcağız ne bulduysa atmış tekneye başlamış yoğurmaya. Bir yandan da kendi kendine söyleniyormuş:
“Anna damn her!” (kahrolası Anna)

Sonra ortaya nefis bir ekmek çıkmış, adı da adamın karısına söylenmesinden devşirilmiş.

Bir başka yorum daha var ki onda da Anna süper leziz yemekler yapan bir kadın olduğu için kocası ironik bir şekilde “Kahrolası Anna” diyormuş diye…

Bugün bu ekmeği yapan benim. O halde evin Anna’sı da benim. Ancak ben ikinci yorumu kendim adına daha çok tercih ediyorum, leziz yemekler pişiren kadın …

Yemeklerim gerçekten çok mu leziz bilemem ama bu pişirdiğim ekmek gerçekten çok güzel oldu…
Kendi adıma ve kendi dilime göre değiştirmek istiyorum ekmeğin adını: Binnukah ekmeği.
Eğer siz de bu ekmeği pişirirseniz, kendi adınızla iyi bir bileşim yaratabilirsiniz


Ekmeğin malzemelerini vermeden önce not düşmek istediğim bir şey var. Sıcakken harika, soğuduğunda da güzel olduğu söyleniyor. Özellikle ertesi gün tost ekmeği olarak methediliyor. Bir de tereyağı ile çok iyi oluyormuş.Kalori tasarrufu adına ben sürmedim yağını artık…..

Malzemeler

1+1/4 kap su
1,5 çay kaşığı tuz
1 çay kaşığı limon suyu
3 kaşık pekmez
4 kaşık süt tozu
2 kaşık tereyağı
1/3 kap mısır unu
½ kap tam buğday unu
2+1/2 kap un
2+1/4 instant maya (maya belki biraz daha az tutulmalı çünkü ekmeğim klabardı ama üzeri düz oldu.)

Not: kubbe gibi kabarık bir ekmek olmadı. Kabarık ama üzeri düz hatta hafif çökük bir ekmek.
Sanırım mayayı azaltmak lazım. Ancak tadı harika… Posted by Picasa

Cuma, Mayıs 26, 2006

Ekmek yoksa Brioche Yiyin !!!

Ekmek bulamıyorlarsa Pasta yesinlerdemiş güya Marie Antoinette açlıktan nefesi kokan devrim öncesi Fransa halkına… Ve ardından olan olmuş kıyamet kopmuş ve kafalar da tabi…

Yukarıdaki cümlede 2 hata var…

1.si Bunu Marie Antoinette (16. Louis’nin karısı) dememiş (ben de çok şaşırdım- Bize tüm eğitim hayatımız boyunca yanlış bilgi mi verdiler yani?) (gerçek diyen patavatsız –rahmetli- 14. Louis’nin karısı Marie-Therese, bakınız Wikipedia)

2.si diyen her kimse “Pasta” yesinler dememiş, Brioche yesinler demiş.

Sanırım bu daha affedilir bir laf, çünkü Brioche pastadan oldukça mütevazı ama ekmekten daha hallice bir ekmek türü işte.

Bugün Marie-Therese’in sözünü doğrular bir durum var evimizde: Ekmek yok ve biz bu yüzden Brioche yemeyi planlıyoruz. Ve buna kimse sinirlenmiyor.

Kadının halden anlamayan bir gaf-yapar olduğunu düşünmek istiyorum. Bir kral eşi ekmek ile brioche arasında en başta minimum 3 yumurta (hatta 4 ) farkı olduğunu ne bilsin? Bilse de yumurtanın bile bir dönem insanları için zengin gıdası olduğunu ya da… Yumurta ile de kalmıyor iş, bir de yarım ¼ kap tereyağı var, süt var ve kimi zaman kuru üzüm bile var (gerçi kuru üzüm tercihe bağlı)

Hemen malzemeleri veriyorum:

3 yumurta (oda sıcaklığında)
1/3 kap süt (oda çok soğuk olmasa iyi olur tabi)
¼ kap tereyağı (ben 2 kaşık kadar tereyağı koydum kalan kısmı zeytin yağı ile doldurdum- hatta tam da doldurmadım)
3 kaşık şeker
¾ çay kaşığı tuz
3-1/3 kap un
1 çay kaşığından biraz fazla aktif kuru maya (instant maya DEĞİL DİKKAT)

Malzemeleri sırasıyla ekmek makinenizin teknesine koyun. Hamur ayarında çalıştırın. BU 1,5 saat demek.

Muffin ya da küçük kek kalıplarınızı yağlayın (benim kalıplarım yağlanmasa da oluyor, sizinkiler de öyleyse yağlamayın)

Hamurunuzdan küçük bezeler yapıp kalıplara yerleştirin. Bu bezelerden daha da küçük yuvarlaklar yapıp yine büyük bezelerin üzerine biraz yana doğru oturtun.

1 yumurta daha gerekli. 1 kaşık şekerle hafifçe çırptığınız yumurtayı tüm brioche’ların üzerine sürün, 190 derece civarı ısıtılmış fırına verin.

12-15 dakika sonra, ya da altın sarısı bir renge büründüğünde brioche’larınız fırından alabilirsiniz.

Denememek olmaz. Çünkü sonuç gerçekten çok tatminkar……

Fakat kraliçe önerisi bu ekmekçikler sizden çok evlatlarınıza hitap etse iyi olur...Her bir top 227 kalori ediyor.. Ayrıca bu kadar besine yerlerinde hiç durmayan ev zıpzıpları daha çok ihtiyaç duyuyor olsa gerek. Baksanıza biz oturmuş kalmışız bilgisayar başında :) Posted by Picasa

Perşembe, Mayıs 25, 2006

Yeni Dünya'nın Geleneksel Ekmeği: Tarçın-Kuru Üzüm el ele...

Kimileri süt tozu kullandığım tariflere pek yanaşmıyor biliyorum.

AMA ben illaki evde süt tozu bulundururum ve tariflerimin çoğunda bu besin değeri yüksek malzeme bulunur.

Bu kez pişireceğim ekmeğin içinde hiç ama hiç süt tozu olmasın dedim. Bir de her evde olabilecek malzemeler :)

İşte size Tarçınlı kuru üzümlü ekmek...

Nadiren kurcaladığım bir ekmek kitabım var, hani şu yaban ellerden gelen....Tarif oradan.

Ayrıca kitapta bu ekmek geleneksel olarak tanımlanıyor, belirtmek isterim. (Zaten internette biraz dolanınca illaki bu iki malzemenin girdiği ekmek tarifi ile adım başı karşılaşıyorsunuz muhtemelen) Bir de benim sayfamda olsun dedim.

1 kap + 4 kaşık süt
1 yemek kaşığı tereyağı yada elma haşlaması
3 kap un
1 kaşık şeker (tercihan kahverengi şeker)
1-1/2 çay kaşığı tarçın
1 çay kaşığı tuz (ya da 3/4 çay kaşığı)
2 çay kaşığı instant maya (ya da 1 çay kaşığı aktif kuru maya- ama ben aktif maya ile denemedim bu tarifi)
1/2 kap kuru üzüm


Not:Ben kızım daha bir iyi beslensin saplantısı ile yine keçiboynuzu tozu koydum 3-4 kaşık, ekmek o yuzden kahverengi. Siz tabiki koymasanız da olur.
Aroması tarçından bile fazla imiş meğer keçiboynuzunun.. Ben hiç tarçın kokusu almadım... Ama tadına diyecek yok.

Son bir not...Süt tozu ile pişrdiğim ekmekler daha bir süngersi oluyor sanki...En azından uzun vadede dokusunu daha iyi koruyor ekmek.

Yine süt tozunu övemeden duramayacağım: tıklayın...

temel ekmek ayarında, 1, somun olarak pişirin.

Bir de yediğiniz her dilimin 135 kalori ettiğini de unutmayın....:( bu ekmekte) Posted by Picasa

Çarşamba, Mayıs 17, 2006

Bir başka besin bombası (k)ekmek

Son zamanlarda fark etmişsinizdir besin bombası yiyecekler hazırlama gayreti içindeyim. Bunun nedeni de belli: evdeki iştahsız minik.

Ancak herkesin beğeneceği bir tat elde etmek demek kızımın da bunu beğeneceği anlamına gelmiyor: geçen gün yaptığım miniklere besinli soya unlu kekler buna iyi bir örnek.

Konu komşu eşliğinde bitirdik güzelim kekleri, Nehir şöyle bir, bir tanesini kenarından kemirip kalan parçaları su bardağının içine ufalarken…

Acaba çok tatlı sevmiyor mu?

Olabilir.

Çünkü dün “şu an pişiriyorum,” dediğim keçiboynuzu tozlu (k)ekmek’de yalnızca 3 kaşık şeker vardı ve Nehir bayıldı… Sadece o mu? Ben de, ah ben de (ben beğenmemeliyim. Düz mantık =Beğenirsem çok yerim, çok yersem kilo alırım)

Gerçi keçiboynuzunun faydaları üzerine yazdığım yazıda dikkatinizi çekmiştir bu güzelim yemişin içinde yüzde 47 oranında şeker var, kendine göre ekstra tat veriyor eklediğiniz şeye ama asla ve asla işlenmiş şeker kadar kalori eklemeden.

Bir de keçiboynuzunun “ağaçta yetişen çikolata” diye adlandırıldığını ama çikolatadan % 60 daha az kalori içerdiğini de belirtmiştim hatırlarsanız. Ayrıca yalnızca 3 çay kaşığı yağ (şimdiye kadar hiç bu kadar az yağ kullanıp da başarıya ulaşmamıştım-- o yüzden yağ yerine elma sosu (haşlaması) kullanıyorum genelde biliyorsunuz--) ile yapılmış bir (k)ekmek bu.

Çok da çekinerek yemesek de olur ...

Nasıl Yapılıyor?

1 – ¾ kap ılık su’ya
2 çay kaşığı kuru maya koyun 10 dakika kadar bir kenarda bekletin.

Ardından üzerine

3/4 çay kaşığı tuz
3 yemek kaşığı şeker
3 yemek kaşığı süt tozu
3 yemek kaşığı keçiboynuzu tozu

3 çay kaşığı sıvı yağ (yağın azlığına bakar mısınız!)
1 yumurta (oda sıcaklığında)


1 kap tam buğday unu
1-1/2 kap beyaz un
½ kap mısır unu
1 kap soya unu

ekleyin, (ben kek ayarında yaptım siz temel ekmek ayarını da deneyebilirsiniz) makineniz karıştırırken hamurun cıvıklığı sizi rahatsız ederse biraz daha beyaz un ekleyin ama birkaç kaşık gibi.

Bip sesinden sonra bolca kuru üzüm ekleyerek size düşen işi bitirin.

Keçiboynuzunun hoş aromasının evin içine dağılmasının tadını çıkararak başka işleriniz ile ilgilenebilirsiniz artık.

Sonuç: Çok iyi kabardı, ama sonlara doğru üzeri düzleşti. Hiç sorun değil, tadı çok hoştu. Hele kuru üzümler öyle yakıştı ki. Sanırım sık sık yapacağım.

Aktarlardan keçiboynuzu tozu edinebilirsiniz.Yok değilse kakao ile de yapılabilir bu ekmek. Ancak şeker oranını oldukça arttırmanız gerekecektir
.
Posted by Picasa

Pazartesi, Mayıs 08, 2006

Miniklere Besinli Soya Unlu Kekler


Bir anneyi çıldırtmak mı istiyorsunuz? Çocuğunun iştahsız olmasını dileyin yüzüne karşı. Her anne nezle – grip gibi nedenlerden dolayı evlat ve iştahsızlık kavramlarını hayatında en az bir kere yan yana deneyimlemiştir. Yaşayan bilir bu çok yıpratıcı bir durum.

Gün içinde midesine giden gıda toplamda 5-10 kaşık bir şey ise eğer, ona konsantre besinler yedirmeye didinirken bulursunuz kendinizi.

Konsantre derken, suni konsantre demek istemedim. Örneğin çorbalarınızın içinde budolabında özenle saklanmış tavuk ve makarna suları vardır artık. Sebze sularını da atmaya kıyamazsınız ama bir gün öğrenirsiniz ki sebzeler buharda pişince vitaminleri içlerinde kalıyormuş- elveda sebze suları. Eşiniz tavuğu fırında daha çok sevdiği için, çocuğunuz da tavuk suyuna makarna veya çorba ile daha iyi besleneceği için artık hiç yapmadığınız bir şeyi yapar olursunuz: tavuğu ikiye kesmek. Aynı öğünde zavallı tavuğun yarı bedeni fırınlanmış, yarı bedeni haşlanmış olarak çıkar ev halkının karşısına.

İşte bu tür bir düşüncenin devam olarak içinde süt- yumurta- yağ- un- şeker derken bir çok gıdayı barındıran kekleri de çok seversiniz. Hele bugün yaptığım kekçiklerde olduğu gibi unun bir kısmı soya unu, bir kısmı tam buğday unu olursa daha da iyi…

Biliyorsunuz soya unu çok besinli. Ben de Afiyet olsun.net’de gördüğüm kahvaltılık kekler tarifini o yüzden ve yukarda saydığım diğer sebeplerden dolayı tabi ki es geçemedim.

Fakat ben tarifi revize ettim. Acaba kabarmaz mı derken ortaya kabına sığmayan kekçikler çıktı. Tadı da leziz. Bakmayın pudra şekerli olduklarına, aslında tat açısından hiç de ihtiyaçları yok bu dopinge…
Hemen tarife geçelim.

Malzemeler
1/2 kap soya unu
1/2 kap tam buğday unu
1 kap un
1 bardak şeker
1/3 kap sıvı yağ
1 çay kaşığı kabartma tozu
1/2 çay kaşığı karbonat
1 büyük bardak ayran
1 kap siyah kuru üzüm
3 adet yumurta

Öncelikle yağ ve şekeri iyice çırpın, ardından yumurtaları teker teker ekleyip onları da çırpın. Diğer tüm malzemeyi ekleyip akıcı bir hamur elde edin. Kaşıkla küçük kek kalıplarına koyun. 190 derece fırında pişirin. Posted by Picasa

Salı, Mart 28, 2006

Tatlı Ekmek çeşitlemeleri için bir tarif, birçok ipucu…



Temel tarif:


1 kap süt
3 kaşık su
1 kaşık margarin veya tereyağı veya sıvı yağ
3 kap un (veya 2 kap un +1 kap tam buğday unu)
4 çay kaşığı şeker veya bal
¾ çay kaşığı tuz
2 çay kaşığı instant maya


Temel ekmek ayarı , 1,5 somun.



Çeşitleme / kokulandırma seçenekleri

1-) 1 veya 2 çay kaşığı ince doğranmış limon veya portakal kabuğu
2-) ¾ çay kaşığı tarçın veya elmalı turta baharatı*

Veya ¾ çay kaşığı balkabağı turtası baharatı**
Veya ¼ toz Hint cevizi – nutmeg,
Veya ¼ çay kaşığı karanfil,
Veya ¼ çay kaşığı yenibahar
3-) 1/3 kap sütlü çikolata parçacıkları
4-) 2 yemek kaşığı kakao (Bu durumda şekeri ¼ kap’a çıkarmanız gerek)
5-) 1/3 kap portakal kabuğu reçeli tanesi-doğranmış veya (limon veya kiraz reçeli aynı şekilde)
6-) 1/3 kap kurutulmuş vişne, erik vs. (sülfür ile kurutulmuş kuru kayısı kullanmayın- mayalanma sürecini olumsuz yöne etkileyebilir, sanırım gün kurusu denilen kayısılar daha uygun olacaktır.)
7-) 1/3 kap doğranmış ceviz veya badem.

Bu çeşitleme seçeneklerinden biri veya bir kaçını seçebilirsiniz.

Temel tarif malzemelerini tekneye koyduktan ve temel ekmek ayarını seçtikten sonra baharatlar hariç diğer ek maddeleri bip sesinden sonra koymak üzere beklemeniz gerek. Baharatları tabiî ki ilk başta koyuyorsunuz.

Glazürler:

Basit Glazür:
Küçük bir kapta ½ kap (elediğiniz) pudra şekerini ve ¼ çay kaşığı vanilyayı yeterli oranda sıvı ile karıştırın (süt, meyve suyu, rom veya likör seçeneklerinden biri veya bir kaçı ile 1–3 kaşık arası sıvı edecek kadar )

Çikolata Glazür:
Küçük bir kapta ½ kap (elediğiniz) pudra şekeri, 1 kaşık kakao ve ¼ çay kaşığı vanilyayı 1- 3 kaşık süt ile karıştırın.

Ekmeğiniz soğuduğunda glazürü üzerine serpiştirin.


*Elmalı Turta Baharatı :
1/2 çay kaşığı tarçın
1/4 çay kaşığı Hint cevizi-nutmeg rendesi
1/8 çay kaşığı yeni bahar
1/8 çay kaşığı toz kakule


**Bal kabağı Turtası Baharatı
1/2 çay kaşığı tarçın
1/4 çay kaşığı toz zencefil
1/8 çay kaşığı hint cevizi-nutmeg rendesi
1/8 çay kaşığı yeni bahar

Ben glazürü deneyecek sabıra sahip olamadım. İlk dilimi yer yemez de (ki o fotoğrafta gördüğünüz dilimdi) yazıyı sayfaya koymak için sabırsızlanmaya başladım.
Çünkü ekmeğim çok hoş oldu. Tadı damağımda kaldı.
Benim çeşitlemem kakolu ve portakal kabuklu..Portakal kabuğu-kakao drajelerini çok sevmemden bu şeçimim.

Ancak kabuk sertliğini yitirmiyor, kokusu mükemmel bir şekilde ekmeğe işlese de.

Eğer bu kokudan vaz geçmek istemiyorsanız portakal kabuğu rendesi kullanmanızı tavsiye ederim. Ben doğrayıp koydum, yumuşamadı.

Ya da en iyisi taze kabuk rendesinin yanı sıra portakal reçeli parçaları koymak da olabilir…

Not: Tarif'i Better Homes and Garden kitabımdan aldım Posted by Picasa

Cumartesi, Mart 11, 2006

BATH'dan 2 Kadın bir EKMEK


İngiltere’ye hiç gitmedim. Ama gitmeyi istemek için birden çok nedenim oldu… Nedenlerimden biri müzik* biri de edebiyat ile ilgili. Son olarak da “ne kadar geniş ve ne kadar yeşil o kadar iyi” diye düşündüğüm kırlar…

Müzik kısmını dibe (dip nota attım) çünkü ekmeğimize bağlayacağım hikaye işin edebiyat kısmı ile alakalı..Kırlar mı? Onlar zaten her konunun içinde varlar….

Bir Jane Austen vardır bilir misiniz? Belki de bilmediğinizi sansanız da bilirsiniz? Mansfield Park (Dilimize Umut Parkı diye çevrildi), Emma, (Gwyneth Paltrow ile film), Sense and Sensibility (Kate Winslet ile film), Northanger Abbey, Persuasion (İnanç diye çevrildi) en sevilen romanlarından.

Ama bunlar size hala bir şey ifade etmediyse “Aşk ve Gurur” (Pride and Prejudice- Gurur ve Önyargı) mutlaka edecektir. Vizyondaki en romantik dönem filmini duymayan kalmadı sanırım.

1940’tan beri 7 kez filme alınmış Gurur ve Önyargı. Elizabeth Benneth ve Mr Darcy adları altında kimler kimler oynamış (ama içlerinde en güzel bakan aktör her halde Colin Firth’tü ve o aynı adla bu popüler romana gönderme olarak Bridget Jones’un günlüğünde de rol aldı).

Bir Austen fanatiği olarak son versiyonu henüz seyredemediğimi itiraf etmeliyim. Bunda minik Nehir’in payı yok değil. Ama bir punduna getireceğim ve sinemada koltuğuna gömülerek – sağımdaki solumdaki karanlığın oluşturacağı tünelden hızla perdeye kayarak, 19. yüzyıl romansında bir anda var olarak izleyeceğim bu seferki versiyonu….

Peki ama bugün ev halkının sofrasına düşecek ekmek ile bütün bu anlattıklarımın ne bağlantısı var?

BATH….Austen’in sağlığında sıkça ziyaret ettiği bir kaplıca kenti.. İşte tüm bağlantı bu…

Bir başka tarihi kişiliğe geçiyoruz şimdi. Ama gerçekten var olup olmadığına Austen kadar emin olamadığımız bir fırıncı kadın: Sally Lunn



Bath işte bu iki isimle anılıyor, Austen ve Lunn.. 2 kadının imza attığı bu şehirde ekmek pişer de kokusu bize düşmez mi?

Söylenen o ki, Lunn tarifi kendinde saklı müthiş ekmekler yaparmış 1800lerde çay yanında yemelik. Çay ekmeği –ya da Amerikalıların dünyasında “kahve keki” diye geçen---dedikleri bu hamur işi bugün müzeleştirilmiş dükkanında da bol alıcı bulurmuş…

NE yazık ki Lunn için çağdaşı Austen kadar çok söyleyecek lafım yok… Ama ekmeği için sözüm çok:

Malzemeler:
3 yumurta
1/3 kap “evaporated” süt / kısmen sıvısı alınmış süt-(merak etmeyin ikame edecek bir karışım var)
1 kaşık kadar tereyağı
3 kaşık kadar elma haşlaması
¼ kap şeker
1 çay kaşığı tuz
3 kap un
2 çay kaşığından biraz fazla instant maya


Eğer tarif kendi uydurmam değil de yabancı bir siteden ya da yabancı bir yemek tarifi kitabından aldığım bir tarifse ülkemizde paketlenmiş bir şekilde satılmayan malzemelerle karşılaşıyorum zaman zaman. Ama her zaman bir ikamesi bulunuyor…

Evaporated süt: 1/3 kap kadar süt tozu ve 6 kaşık su koyun çalkalayın.

Tarife dönelim.
Bütün malzemeleri sırası ile tekneye koyun. Temel ekmek ayarında ve light kabuk rengi seçili olarak makinenizi çalıştırın.

Sonuç olarak eviniz pastacı dükkanı gibi kokacak ve kitap 1,5 somun çıkıyor dese de neredeyse 2 somun yüksekliğinde inanılmaz bir Paskalya çöreğiniz olacak. Evet doğru okudunuz : Paskalya.. Hem de çok hafif, muhteşem bir paskalya.

Çok önce karşı kıyıların yılbaşı ekmeği diye bir ekmek yapmıştım. Elimde şekillendirmem gereken ama tadı ve görüntüsü mükemmel bir ekmekti (aslında o da paskalya çöreği çıkmıştı)…İşte ona makinede yapılan bir alternatif… Artık misafiriniz geleceği zaman 2 seçeneğiniz var:

1-Siz ortalığı toplarken makine Sally Lunn paskalyası yapar.
2-Siz zaten ortalığı sabahtan toplamıştınız, Karşı Kıyıların Yılbaşı Ekmeği/Paskalyasını siz ellerinizle şekillendirirsiniz….

Mutlaka ama mutlaka deneyin…






*İlk gençlik yıllarından itibaren, pop’tan pop rock’a, ardından rock’a terfi eden (en sonunda bütün müziklerin anası olarak gösterilen Klasik müziğe geri dönüşle noktalanan) müzik beğenimin haritasını oluşturur gibidir sırasıyla bu ülkenin çıkardığı müzisyenler-gruplar: Duran Duran, Queen, ve Jehtro Tull…(deminki parantezin içindeki müzik türü için bu büyük adadan her hangi birini diyemiyorum, sanırım bu daha çok kıta Avrupa’nın uzmanlık alanı)

Posted by Picasa

Salı, Şubat 28, 2006

Makinede Muzlu Ekmek (1 Saatde)

"Nerden çıktı şimdi bu muzlu ekmek?" derseniz cevabım “Aslında hiç aklımdan çıkmamıştı ki,” olacak.

“Bu bir ekmek değil kek,” derseniz de cevabım “Eh biraz öyle oldu galiba,” olacak….


Muz sürekli elimin altında olan bir meyve…Zaman zaman diş sancıları yüzünden her şeye burun kıvıran Nehir bir tek muza hayır diyemiyor. Kimi zaman büyük marketlerde haftalık alış veriş koşuşturmacası içinde de imdadıma yetişir benim bu güzel meyve...

Sebze reyonundan tarttırıp fiyatını belirlettiğim muzlardan bir tanesini hemen oracıkta, görevlinin önünde, torbadan çıkarır market arabasına kurulmuş minik hanımefendiye yediririm…Böylece alış veriş süresince “mammaaa, mammmmmaaaaaa,” çığlıklarını bir daha duymayacağıma emin olmuş olurum…(Bu meyve için minnettarım.. El değmeden soyuluyor, sadece ön dişleri olan bebekler için hazır püre kıvamında geliyor, bir de magnezyumdu potasyumdu bir çok vitamin mineral içeriyor ki hem neşe hem dinginlik veriyor-ben daha ne isteyeyim)

İşte tüm bu sebepler yüzünden (eğer denerseniz) siz de bizim gibi bugün muzlu ekmek (aslında kek-biliyorum) yiyeceksiniz….

Tarifi Allrecipes.com’dan aldım.

Bir çok yerde muzlu ekmek tarifi vardı (sanırım Amerikalılar için muzlu ekmek önemli bir fenomen) ama özellikle neden allrecipes’dekini seçtin derseniz yine birkaç maddeli bir cevabım var:

1-Maya yok- kabartma tozu ve karbonat var (bu ilginç)
2- Diğer tariflerdeki çılgın yağ oranı bu tarifte yok
3-Makineyi önce hamur ayarında 5 dakika çalıştırıp kapatıyorsunuz, sonra da Hızlı ekmek ayarında 50 veya 58 dakika’da pişiriyorsunuz….(Normalde 3 saatlik ekmeklere alışkınız)
4-Kullandığımız (ya da tarifin kullanmamızı istediği un dersem daha net olur) un bildiğimiz beyaz un (normalde diğer tarifler hep ekmek unu istiyor- bu da beni krize sokuyor…Hep diyorum, bizdeki unlar çok amaçlı denen ve ekmeğe pek gitmeyen unlar)

Ayrıca sayfamın okurlarından Tülin Hanım benden bir hızlı ekmek tarifi istemiş (T. Hanım tuzlu pratik ekmekler de arayacağım merak etmeyin).

Sanırım bu kadar neden yeter de artar bile….

Malzemeler:
2 yumurta
2 muz/ 4’e bölünmüş
3 kaşık sıvı yağ (ben kalori azaltmak için yağ değil de elma sosu koydum-sadece 1 elmayı minik kesip az su ile haşladım ve ihtiyacım olandan biraz daha fazla sos çıktı)
¾ kap şeker
2 kap un
1 çay laşığı kabartma tozu
½ çay kaşığı karbonat
Birkaç damla Butter/Vanilla özü (tercihe bağlı olarak) Bu yağlar Real’de 1800 YTL) Yani 4 şişeciği bu kadar fiyat- oldukça uygun…Çok güzel bir tereyağ vanilya aroması.


Yapılış:
Malzemeleri sırası ile tekneye koyun. Hamur ayarını seçip 5-10 dakika karıştırtın. Sonra makinenizi durdurun ya da fişten çekin. Bir süre bekleyin ki fişi tekrar taktığınızda eski program ile kaldığı yerden devam etmesin. Ultra Hızlı programda tekrar çalıştırın (Bende 58 dakika- ama değişik makinelerde 50 dakikalık ayarlarda varmış. O süre de yeterli oluyormuş)

Not: Ekmek bu kadar az una çok güzel kabardı. FAkat iki renkli oldu. Sanırım muzlar alt kısımda kalıyor ve ekmeğe bu hoş rengi veriyor (degrade derler ya kumaşçılar)...
BEn bu ekmeği çok sevdim. Umduğum kadar tatlı olmadı ama yine de tatlı ekmek tabi.
Kızım da bayıldı gördüğünüz gibi...
Afiyetle...

Posted by Picasa

Salı, Şubat 21, 2006

ÇOK ELMA ekmeği

.
Sizin anneniz şeker sever mi? Benimki sevmez...İşte ben de bu yüzden şeker sevmemek annelere has bir şey sanırım çocukluğumdan beri...

Meğer değilmiş...Bizim kıza "aman iyidir, içinde magnezyum var, kalsiyum var, var oğlu var" diyerek aldığım çikolataların dibini bulan aslında benim..

Fakat bu gün mutfağımda pişen ekmek benden ziyade, gözü çocuklarının çikolatasında olmayan, yani çocukluğumdan beri bildiğim türde anneler için: hafif tatlı, hafif kalorili, besili görünümlü ama yiyeni besili etmektense besleyici olan....(Kalori değeri gerçekten çok az bu ekmeğin- yağ yok, şeker yok denecek kadar az- unun yarısı tam buğday unu)

Özet: Annem "hafif" tatlılara bayılır ve "ÇOK Elma" ekmeği dünyanın en hafif tatlı ekmeği sanırım....

Malzemeler göz atınca anlayacaksınız..

1-1/4 kap elma sosu (3 tane kadar elmayı az su ile haşlayın- ezin)
1 çay kaşığı tarçın
1/4 çay kaşığı küçük hint cevizi rendesi
1/2 çay kaşığı tuz
1-1/2 kap tam buğday unu
1-1/2 beyaz un
1-1/2 çay kaşığı instant maya

Bip sesinden sonra
1/2 kap elma kurusu (yoksa üzüm kurusu-ama o zaman "çok elma" ekmeği olmaz)

1 numaralı programda ve 2lb ayarında yapın. gerçi ekmek aslında 1,5 lblik ama olsun.

Şimdiye kadar hiç bu kadar çok elma sosu kullanmamıştım...Elmanın kendine has tadı doğal şeker yerine geçti. Eminim annem burada olsa "ay ne kadar hafif bir kek" derdi...

NOt: Yeterince elma sosu çıkaramazsanız üzülmeyin bir miktar süt ile hamurunuza gereken nemi kazandırabilirsiniz...
Posted by Picasa

Salı, Şubat 07, 2006

Aman Allahım Ben Kekstra gibi bir şey ürettim...


Bir köşede hazır dursun diye geçenlerde verdiğim ekmek veya muffin un karışımı tarifini kendim de denedim, ayıp olmasın diye…

Aslında esas neden o değil.

Hazır Nehir uyuyorken ve ben bir başka “fırıncı güzeli” olma şansını daha yakalamışken, e bir de kız aç uyanır- ona yumurtalı bir şeyler yedirsem de yarasa düşüncelerini de yabana atmamak lazım…

Gerçekten pratik oluyor arkadaşlar unun hazır olarak elinize gelmesi.

Kaseye 1 yumurta kırdım
Üzerine ¼ kap sıvı yağ koydum, çırptım.
Önceden hazır ettiğim un karışımını raftan aldım. 1,5 kap ölçtüm boşalttım.
Bir mandalina kesip limon sıkacağında suyunu sıktım, hamura kattım (hani C vitamini hamurun kabarmasına katkı sağlıyor diye o da)

Oldu da bitti.

Muffin, hadi öz Türkçe konuşalım, küçük kek kalıplarının her birine yarı yarıya gibi olacak şekilde paylaştırdım…Hoppaaa fırına..

Onlar kabarıyor, ben kabarıyorum…Bayılıyorum şu küçük keklere.. Zahmeti zaten azdı. İyice az oldu…

Fakat o da ne? Yumurta soğuk muydu ne? Kekler güzelce kabardı da ortaları krater vari çöktü…

Hmm, karşımıza çıkan her sıkıntı iyi değerlendirilirse bir fırsattır aslında…Ben de ortalarına reçel koyarım. Oldu size düğme kurabiye….Yok yok, bildim: Kekstra…

Tadı mı? Allahım uzun zamandır hiç bu kadar lezzetli muffinler yememiştim . Kız çabuk uyansa bari :) Posted by Picasa